محتويات الدرس
هذه مجموعة من مصطلحات و قوالب في اللغة التركية، يمكن استخدامها في الحياة اليومية، يستخدم هذه المصطلحات و القوالب أهل اللغة الأصليون، حيث أن بعض الكلمات إذا اصطفت بجانب بعضها ستشكل جملة، و لكن معنى هذه الجملة الحرفي لا يعبر عن المعنى المراد منه، حيث أن مصطلحات و قوالب اللغة التركية كثيرة و تستخدم في الحياة العملية بشكل متكرر. إن من يستخدم هذه المصطلحات و القوالب من الطلاب الأجانب يعتبر ذا معرفة جيدة باللغة التركية.
مصطلحات و قوالب من اللغة التركية
01- Çar çur etmek
هدر المال بدون فائدة (إسراف المال)
أمثلة:
- Kızım ben sana üzerine güzel bir elbise al diye para verdim.
Sen elbise almamış, paraları çar çur etmişsin.
- لقد أعطيتك النقود يا ابنتي لتشتري ألبسة جميلة لك، لكن لم تشتري ألبسة و صرفتي النقود هنا و هناك.
- Zamanınızı çar çur etmeyin, iyi değerlendirin.
- لا تهدروا وقتكم على الأمور التافهة، استثمروه بشكل جيد.
- Bütün malı çar çur edince beş parasız kaldı.
- افلس (فقد كل نقوده) عندما أهدر كل ماله
02- Şunun şurasında ... kalmak
على الأكثر ... بقي فقط ، كل ما تبقى (يستخدم هذا القالب للعد و المسافات)
أمثلة:
- Annem ya çok hastayım artık yürüyemem.
- أمي أنا مريض جداً لم أعد أستطيع المشي
- Sık dişini oğlum hastaneye şunun şurasında iki soksak kaldı.
- تحمل قليلاً يا ابني، لم يبق للوصول إلى المشفى على الأكثر شارعين.
- Keşke bir taksi tutsaydık . Ne kadar tutar ki, şunun şurasında 10 TL.
- لو أننا استأجرنا سيارة أجرة، على الأكثر كانت الأجرة ستكون 10 ليرات تركية.
- Şunun şurasında Ramazan ayının sonuna birkaç gün kaldı.
- Keşke bir taksi tutsaydık . Ne kadar tutar ki, şunun şurasında 10 TL.
- على الأكثر هناك بضعة أيام متبقية لنهاية شهر رمضان .
03- Dağ fare doğurdu
ظهور نتيجة تعاكس المتوقع (بالعامية: شغلة فاضية)
أمثلة:
- Çok iyi bir futbolcu olduğunu söylemiştin
ama sahaya çıkınca dağ fare doğurdu.
- كنت تقول أنك لاعب جيد، لكن عندما نزلت إلى الملعب (طلعت شغلتك فاضية)
- Yemek yapmak için Sabahtan beri mutfaktasın. Dağ fare doğurdu.
Bu mu yaptığın yemekler?
- منذ الصباح و أنت في المطبخ لتصنعي الطعام، طلع شغلة فاضية، هذا الطعام الذي صنعتيه؟
- Keşke bir taksi tutsaydık . Ne kadar tutar ki, şunun şurasında 10 TL.
- لو أننا استأجرنا سيارة أجرة، على الأكثر كانت الأجرة ستكون 10 ليرات تركية.
- Seni okutabilmek için gece gündüz çalıştım ,büyük
üniversiteler kazanmak yerine kötü bir üniversiteyi
kazandın bütün çabalarıma rağmen dağ fare doğurdu.
- عملت ليل نهار حتى أعلمك ، و عوضاً من أن تحصل جامعة جيدة
حصلت جامعة سيئة، كل جهودي (تعبي) كانت نتيجته بدون معنى.
04- Göz açıp kapayıncaya kadar
بلمح البصر
أمثلة:
- Göz açıp kapayıncaya kadar hırsızlar evi boşaltmış.
- بلمح البصر أفرغ اللصوص البيت
- Köpek göz açıp kapayıncaya kadar çocuğun
elindeki yemek kapıp kaçtı.
- الكلب انتزع بلمح البصر الطعام من يد الطفل ثم هرب
- Ramazan ayı göz açıp kapayıncaya kadar sona erdi.
- بلمح البصر شهر رمضان وصل لنهايته
05- Kül Yutmak
شخص لا ينخدع و متيقظ دائماً
أمثلة:
- Ben kül yutmayan biri olduğum için beni
kandırma mümkün değil.
- لا يمكنكم خداعي لأنني شخص يقظ
- Çok uyanıktır, ona hiç kül yutmaz söylenir
- يُقال أنه يقظ جداً و لا ينخدع
- Sen kül yutmadığın için sana şaka yapmak da oldukça zor.
- بسبب يقظتك فإن المزاح معك صعب جداً
06- Abayı yakmak
الوقوع في الحب(العشق)
أمثلة:
- Dostum, sen bu kıza abayı yakmışsın,gözlerinden belli.
- صديقي، لقد وقعت في عشق تلك الفتاة، إنه واضح من عينيك
- İlk görüşte abayı yaktığım kızla kısa zaman
sonra hemen evlendik.
- تزوجت الفتاة التي أحببتها من النظرة الأولى
- Anne, ben bu kıza abayı yaktım mutlaka
ailesinden istemeliyiz.
- أمي لقد عشقت هذه الفتاة يجب أن نطلبها من أهلها
07- Kendini Vermek
الاهتمام الزائد بشيء ما، أو أداء عمل بتقوى و إخلاص
أمثلة:
- Notların epey yükselmiş, kendini okula vermişsin sanırım.
- لقد ارتفعت علاماتك بشكل جيد، على ما أعتقد أنه زاد اهتمامك بالمدرسة
- İşe kendini vermezsen tam kapasite olarak çalışman mümkün olmaz.
- إذا لم يزد اهتمامك بالعمل فمن غير الممكن أن تعمل بكامل طاقتك
- Bu sınava kendimi verdiğim için bütün sınıfı geçerek birinci oldum.
- بسبب زيادة اهتمامك بهذا الامتحان صرت الأول على الصف
08- Bari
على الأقل
أمثلة:
- Madem ki ışığım olamazsan bari karanlığım olma
- طالما لم تقدر على أن تكون لي النور، على الأقل لا تكن لي الظلام
- İyi bari . En azından beni dinlenen bir kişi var burada.
- حسناً جيد (منيح) على الأقل هناك أحدٌ يسمعني
A- İstediğin undan bulamadım. Onun yerine bundan aldım.
B- İyi bari; hiç olmamasından daha iyi bununla idare ederiz.
A- لم أستطع أن أجد من الطحين الذي طلبته، أحضرت من هذا عوضاً عنه
B- جيد أفضل من عدم وجود شيء، بهذا أتدبر أمري
09- Bahse girmek
مراهنة أو مشارطة
أمثلة:
A- Babam, partiye gitmene izin vermeyecek yorma. Kendini .
B- Vereceğinden eminim canım , Seninle Istediğin şeye bahse girerim.
A- لا تتعبي نفسك، أبي لن يسمح لك بالذهاب إلى الحفلة
B- أنا أنا متأكدة أنه سيعطيني، أراهنك على الشيء الذي تريدينه
A- Aramaz ya sen boşuna heveslenme.
B- Bak gör bu akşam arayacak , Seninle 100 TL'ye bahse girerim.
A- لا تتأمل عبثاً سوف لن تتصل
B- انتظر و سترى أنه سيتصل هذا المساء، أراهنك على 100 ليرة تركية
10- Kalakaldım
البقاء في حيرة
أمثلة:
- Alışmıştık misafirlere .üç gün sonra misafirler
gitti ve ben evde tek başıma kalakaldım.
- اعتدنا على الضيوف لثلاث أيام، ثم ذهبوا و
بقيت أنا في المنزل لوحدي في حيرة من أمري
- Arabanın tekerleği patladı .
Gece yarısı ıssız bir yolda kalakaldık .
- انفجرت إطارات السيارة و بقينا في حيرة من أمرنا
ماذا نفعل في طريق مهجور بمنتصف الليل
- Onun öfkesi karşısında kalakaldım.
- بقيت في حيرة من أمري أمام عصبيته
